Aslında hepimiz birer robotuz, sadece organik olma özelliği eklenen robotlar.
Milyonlarca spermin yumurtayla buluşabilmek için yola çıktığı yarışta galip gelen, tek bir üreme hücresinin verdiği savaşın ta kendisiyiz.
Amniyotik sıvı içerisinde geçirilen aylar boyunca dışarıdan gelen seslere bile tepki verebilmemiz ve bunları hafızaya ses kaydı olarak atabilmemiz, hatta doğduktan sonra hatırlayabilmemiz…
Doğum sonrası gözlerimiz kapalı bir biçimde memenin yolunu mucizevi bir şekilde bulabilmemiz…
Meme ucunun amniyotik sıvıyla eşdeğer bir kimyasal koku salgıladığını biliyor muydunuz peki? Bebek için aylarca güvenli bir ortam olarak algılanmış bu sıvı, doğum sonrasında da kendini güvende hissettiren meme ucuna yöneltiyor bizleri. Tamamen her hareketimiz zihinlerimizde kodlanmış biçimde.
Peki ya diğer kimyasal ya da hormonlarda farklı mı işliyor? Tabii ki hayır. Beynin nesiller boyu aktarılan kodlamalarında her şey gayet açık. Herhangi bir acı ya da darbeyle karşılaştığımızda “endorfin” salgılanıp vücudumuzun uyuşturulması. Ya da aşık olduğumuzda beynin verdiği sinyaller sonucu “oksitosin” salgılanması. Mutluluğumuz tetiklendiğinde “serotonin” in devreye girmesi…Bunun gibi bir çok örnek verilebilir. Ve bunların hepsini beynimiz genlerden gelen programlamaya göre inanılmaz bir disiplinle gerçekleştiriyor. Bir bilgisayar yazılımından hiçbir farkı yok. Ve vücut kendi hücreler arasında anlaşmak için bile çeşitli salgı ve hormonları sinyal olarak kullanıyor. Hepsinin verdiği sinyal birbirinden farklı oluyor.
Peki Y kromozomunun nesiller boyu ailenin bütün erkeklerinde aynı şifreleri barındırması? Yani binlerce yıl önceki erkek ata ile şimdiki erkeğin kodlamalarında aynı mirasın bulunuyor olması? Aynı şekilde mitokondrial DNA’nın da ailenin tüm kadınlarında aynı kodu barındırıyor olması?
En başından beri aynı mirası olimpiyat meşalesi gibi bir sonrakine aktarıyor oluşumuz?
En başından beri her şeyin sistemli biçimde ayarlanmış olması?
Acı duyduğumuzda vereceğimiz tepki, üzüldüğümüzde ya da sevindiğimizde vereceğimiz tepki beyinlerimize tanımlatılmış olandan ne kadar farklı olabilir ki?
Ya da aşık olduğumuzda? Bize işlenen kodlamanın dışına çıkabiliyor muyuz? Tüm bunlara vereceğimiz tepkiler az çok belli.
Bana hiç görmediğiniz bir renk tanımlayabilir misiniz? Yeni bir renk üretebilir misiniz?
Hiç duymadığınız bir sesi gırtlağınızdan çıkartıp taklit edebilir misiniz?
Hayır yapamazsınız. Üretebileceğiniz her yeni sandığınız şey hali hazırda zaten beyinlerin tanımlayabildiği derecede var. MS-DOS ortamını zamanında kullanmış olanlar az çok bilir. Bilgisayarınıza tanımlamadığınız hiç öğretmediğiniz bir komut girmeye çalıştığınızda verdiği cevap açıktır: UNKNOWN COMMAND.
Maddesel ortamda yapabileceklerimiz, yazılımcımızın beynimize tanımladığı komutlarla sınırlı maalesef.
Çünkü hepimiz birer robotuz…
Organik robotlarla dolu bir dünya…